KEL DERVİŞ…

Efendim, ufak bir hikâye ve kısa bir yazı olacak bu…
Zamanın birinde bir derviş varmış.
Adına “Kel Derviş” derlermiş.
Kel Derviş bir gün saçını ve sakalını düzelttirmek için berbere gitmiş.
Berber saçının yarısını kesmiş, sakalını düzeltirken mahallenin kaba ve bıçkın dayısı içeri girmiş.
Kel Derviş’in kafasına vura vura;
“Kel aşağı, kel yukarı…”
diye dalga geçmiş.
Sonra da;
“Önce ben tıraş olacağım!”
deyip Kel Derviş’i kaldırmış, dükkânın bir köşesine oturtmuş.
Bizim Kel Derviş gariban…
Sessizce köşesinde beklemiş.
Kaba dayı, tıraşı bitene kadar onunla alay etmeye devam etmiş.
Tıraşı tamamlanınca da para ödemeden dükkândan çıkmış.
Tam o sırada ipini koparmış bir at arabası hızla gelmiş.
Kaba dayıya çarpmış ve adam oracıkta hayatını kaybetmiş.
Berber korku içinde kalmış.
Eli ayağı titreyerek Kel Derviş’in yanına gelmiş:
“Derviş Efendi, bu ceza biraz ağır olmadı mı?”
diye sormuş.
Kel Derviş sakince cevap vermiş:
“Vallahi ben hakkımı helal etmiştim…”
“AMA GEL GÖR Kİ ŞU KELİN DE BİR RABBİ VAR!”
VELHASIL KELAM…
Malına, mülküne ve makamına böbürlenenler…
Kulağı olup sağır olanlar…
Dili olup dilsiz kalanlar…
Garibanı hor görüp hakikate kör olanlar…
UNUTMAYIN!
Her vaktin bir sahibi var.
HER GARİBANIN DA BİR SAHİBİ VAR…
Önce İnsan,
Önce Saygı








Facebook Yorum
Yorum Yazın